27.12.2010 Arsenal-Chelsea

"Üniversite öğrencileri için genel bir af çıkıyormuş" cümlesini duyduğumda maçın başlamasına 10 dakika vardı ve kadroyu da görünce özellikle Walcott-Van Persie-Nasri üçlüsünü görünce devamında da Song-Fabregas-Wilshere gelince bu maçı alıcaz dedim. Evet, 1-0 geride başlayacaktık Drogba sağ olsun ama bu maçı alacaktık. Bir belki düştü bu sayfalara ve benim kalbime bu sene bizim senemiz olur mu belki'siydi o? Af çıkarsa 3 sene önce ne aradığımı anlamadığım, niye okuduğumu anlamadığım için bıraktığım okuluma geri dönecektim ve bu maçı alırsak 7 senedir göstermediğimiz kararlılığı gösterecek biz artık olduk diyecektik. Ve biz o maçı aldık...



Hayatımın en parlak senesiydi 2003-2004 öğretim yılı. Ne güzel tesadüftür ki Arsenal'in de efsane senesiydi 2003-2004 sezonu. Sonrasında kulüp yeniden yapılandı, muhteşem bir değişime gitti, düştüğü yerden daha sağlam kalktı bir daha düşmemek üzere. İtiraf etmek gerekirse benim sonraki yıllarım yeniden yapılanmayla falan geçmedi, çok boktan senelerdi, çok kötü zamanlardı, yaşanmamış olmasını dilememin önünde sadece 1 kişi var. Ama bir kulübe nazaran bir insan daha kolay yenileniyor, daha kolay gelişiyor ki kulüplerin ömrüyle insanın ömrü de bir değil zaten. Şimdi sıra bende. Önümdeki 8 ayda Arsenal'in 7 yılda yaptığını yapmam lazım. Barcelona nasıl bu sene Arsenal'in önünde en büyük engelse benim de kendi handikaplarım var. Ama ben kendi engellerimi geçeceğim, Arsenal’de Barcelona'yı geçecek.



Ha gelelim maça. 3 attık 1 yedik. Kalecileri değişsek 5 atıp hiç yemeyecektik. Ama Fabianski de bize lazım nasıl ki Arshavin lazım. Onun kadar lazım. Klasik Arsenal-Chelsea maçı gibi başladı aslında ve öyle de bitti. Arsenal tutuk, korkak, son paslarda beceriksizdi. Chelsea ise karşısındakini tanıyordu, defansta ketum, hücumda havadan tek topla Drogba ve gol taktiği uyguladılar ki tutmaması için de sebep yoktu. Geçen sene hep adı duyulan ama kendisi ortalıkta görünmeyen Djouoru kritik müdahalelerle Drogba’yı engelledi. Koscielny kafam çalışıyor ama "beynimin istediklerini bedenim yapamıyor"u oynadı ki ben severim öyle oyuncuyu. Fizik olarak güçlenmek kolaydır ama mental olarak çok zordur. Arsenal dün gece fizik olarak Hulk'a dönüştü, mental olarak da Bruce Banner eşiğini aştı. Chelsea'yi yenmiş bir Arsenal'in önünde değil Wigan Barcelona zor durur. Bu akşam Wigan yerine Barcelona olsa isterdim sahada şahsen.



Fabregası sevemiyorum demiştim daha önce. Yüzünü gülerken görmek güzeldi ama oyundan alınırken öyle bir yüz ifadesi takındı ki maçtan aldığın keyfin %1'ni de kulübeye götürdü kendisiyle beraber. Chelsea'yi yenmiş bir Arsenal taraftarının keyfi kolay kolay kaçmaz. Hatta bir de Manu'yu yenerse üstüne bütün sezonluk kredi kazanır bu takım. O değil de sevmediğim Fabregas biri tartışmalı 2 asist, 1 golle oynadı. Theo "hoca Arshavin Arshavin diyip duruyorsun gör beni" dedi. Ki iki golde de inanılmaz payı var.

Men of the Match;
Arsenal: Tartışmasız Walcott. Birileri Fabregas diyebilir ama Walcott akıllı koşusu ve presiyle 2 gol çıkardı ve çok uzun bir aradan sonra Arsenal'e Chelsea karşısında mental üstünlük verdi.

Chelsea: Genelde böyle durumlarda gol atan oyuncu yazılır geçilir ama İvanoviç 2 gol de atsa Arsenal - Chelsea maçlarında oynadığı sürece maçın adamı Drogbadır hacı. Adam bambaşka bir adam. Seviyorum o ayrı. Dün gece şans yanında değildi ama o kadar da olsun artık.

Hiç yorum yok: