"Üniversite öğrencileri için genel bir af çıkıyormuş" cümlesini duyduğumda maçın başlamasına 10 dakika vardı ve kadroyu da görünce özellikle Walcott-Van Persie-Nasri üçlüsünü görünce devamında da Song-Fabregas-Wilshere gelince bu maçı alıcaz dedim. Evet, 1-0 geride başlayacaktık Drogba sağ olsun ama bu maçı alacaktık. Bir belki düştü bu sayfalara ve benim kalbime bu sene bizim senemiz olur mu belki'siydi o? Af çıkarsa 3 sene önce ne aradığımı anlamadığım, niye okuduğumu anlamadığım için bıraktığım okuluma geri dönecektim ve bu maçı alırsak 7 senedir göstermediğimiz kararlılığı gösterecek biz artık olduk diyecektik. Ve biz o maçı aldık...
Hayatımın en parlak senesiydi 2003-2004 öğretim yılı. Ne güzel tesadüftür ki Arsenal'in de efsane senesiydi 2003-2004 sezonu. Sonrasında kulüp yeniden yapılandı, muhteşem bir değişime gitti, düştüğü yerden daha sağlam kalktı bir daha düşmemek üzere. İtiraf etmek gerekirse benim sonraki yıllarım yeniden yapılanmayla falan geçmedi, çok boktan senelerdi, çok kötü zamanlardı, yaşanmamış olmasını dilememin önünde sadece 1 kişi var. Ama bir kulübe nazaran bir insan daha kolay yenileniyor, daha kolay gelişiyor ki kulüplerin ömrüyle insanın ömrü de bir değil zaten. Şimdi sıra bende. Önümdeki 8 ayda Arsenal'in 7 yılda yaptığını yapmam lazım. Barcelona nasıl bu sene Arsenal'in önünde en büyük engelse benim de kendi handikaplarım var. Ama ben kendi engellerimi geçeceğim, Arsenal’de Barcelona'yı geçecek.
Ha gelelim maça. 3 attık 1 yedik. Kalecileri değişsek 5 atıp hiç yemeyecektik. Ama Fabianski de bize lazım nasıl ki Arshavin lazım. Onun kadar lazım. Klasik Arsenal-Chelsea maçı gibi başladı aslında ve öyle de bitti. Arsenal tutuk, korkak, son paslarda beceriksizdi. Chelsea ise karşısındakini tanıyordu, defansta ketum, hücumda havadan tek topla Drogba ve gol taktiği uyguladılar ki tutmaması için de sebep yoktu. Geçen sene hep adı duyulan ama kendisi ortalıkta görünmeyen Djouoru kritik müdahalelerle Drogba’yı engelledi. Koscielny kafam çalışıyor ama "beynimin istediklerini bedenim yapamıyor"u oynadı ki ben severim öyle oyuncuyu. Fizik olarak güçlenmek kolaydır ama mental olarak çok zordur. Arsenal dün gece fizik olarak Hulk'a dönüştü, mental olarak da Bruce Banner eşiğini aştı. Chelsea'yi yenmiş bir Arsenal'in önünde değil Wigan Barcelona zor durur. Bu akşam Wigan yerine Barcelona olsa isterdim sahada şahsen.
Fabregası sevemiyorum demiştim daha önce. Yüzünü gülerken görmek güzeldi ama oyundan alınırken öyle bir yüz ifadesi takındı ki maçtan aldığın keyfin %1'ni de kulübeye götürdü kendisiyle beraber. Chelsea'yi yenmiş bir Arsenal taraftarının keyfi kolay kolay kaçmaz. Hatta bir de Manu'yu yenerse üstüne bütün sezonluk kredi kazanır bu takım. O değil de sevmediğim Fabregas biri tartışmalı 2 asist, 1 golle oynadı. Theo "hoca Arshavin Arshavin diyip duruyorsun gör beni" dedi. Ki iki golde de inanılmaz payı var.
Men of the Match;
Arsenal: Tartışmasız Walcott. Birileri Fabregas diyebilir ama Walcott akıllı koşusu ve presiyle 2 gol çıkardı ve çok uzun bir aradan sonra Arsenal'e Chelsea karşısında mental üstünlük verdi.
Chelsea: Genelde böyle durumlarda gol atan oyuncu yazılır geçilir ama İvanoviç 2 gol de atsa Arsenal - Chelsea maçlarında oynadığı sürece maçın adamı Drogbadır hacı. Adam bambaşka bir adam. Seviyorum o ayrı. Dün gece şans yanında değildi ama o kadar da olsun artık.
13.12.2010 Manchester United-Arsenal
Arsenal'in bu kadar kötü oynadığı, Manchester United'ın kendi evinde bu kadar korkak oynadığı çok az maç vardır herhalde. Sanki eleme olacakmış da ilk maçı 1-0 kazanan Manchester beraberliğe yatmaya gelmişmiş gibi bir oyun vardı sahada. Arsenal'in bir kez daha kapanan takımlara bir şey yapamadığını gördük ve bu Manchester United olunca da West Ham maçı gibi olmadı. Klasik bir seyirlikti aslında maç.
Nasri ve Arshavin sıfır inisiyatifle oynadılar. Maçın tek olumlu hareketini yaparak kaleyi bulan gol olabilecek tek şutu çeken Nasri’ydi, boş kaleye gevelediği için topu yuvarlayamayan da takıma belki en fazla zarar veren oyuncu olan Chamakh idi dün gece. Onun dışında genç kaleci Wojciech Szczesny(copy-paste) iyi iş çıkardı ve hatasız oynadı. Ben tüm maç boyunca iyi oynayacağımızı ama Wengerimin kaleci tercihinin bizi yakacağını düşünüyordum ve açıkçası buna hazırlıklıydım da. Kabullenebilirdim bunu. Ama bu kadar etkisiz bir Arsenal göreceğimi düşünmemiştim. Kısaca Wenger acilen kapanan takımları nasıl açacağına dair bir plan geliştirmeli zira haftaya konuk edeceği Stoke City maçı tam bir kâbusa dönebilir.
Manchester cephesinde ise değişen çok şey var. Rooney sabırsız ve formsuz, Nani takılmış kalmış durumda bir şeylere. Dün son yılların en kötü Manchester'ı vardı sahada belki ama nasılsa bir şekilde Arsenal'den biraz daha hızlıydılar. Arsenalli oyuncular karakter gereği çok fazla rahat oldukları için ayaklarındaki topu 5-6 kere Manchesterli oyuncuların hızlılığı, farklı düşünmesi sonucunda almasına seyirci kaldılar. Psikolojik üstünlük olmasaydı dünkü maç sabaha kadar oynansa gol olmazdı.
Howard Webb, Ferdinand'a kırmızıyı bırak kart göstermedi ki o pozisyonda Sagna'yı 2-3 aylığına kaybedebilirdik. Chamakh'a sarı kart gösterdiği pozisyon direk kırmızı karttı zira top geçeli epey olmuştu Chamakh Nani'nin bacağını eline vermeye niyetlendiğinde. Penaltı pozisyonu ise Nani'nin çirkefliği mi dersiniz artık cinliği mi dersiniz öyle bir şeydi. Elinden destek alarak ayağa kalkmaya çalışan Clichy'nin koluna topu çarptırmak bence gayet zekiceydi ama hakemin bu tuzağa düşmemesi gerekiyordu. Howard Webb düşmedi ama yardımcı düştü. Rooney dışarı attı falan.
Oyuncu değişikliklerini pek kafam almadı desem yalan olmaz. Van Persie girdi, Wilshere çıktı!!! Fabregas girdi Rosicky çıktı tamam, anlaşılabilir. Walcott-Arshavin değişikliği de iyi de Van Persie-Wilshere. Ne düşünüyordun bilmiyorum ama Wenger ne içtiysen aynısından istiyorum. Zaten bi boka da yaramadı değişiklikler. Van Persie'nin ayağına top değmedi desem yalan olmaz, keza Walcott da aynı şekilde.
Beklediğim gibi bir maç değildi, beklentileri düşürme zamanı geldi sanırım. Haftaya Chelsea-Manchester United maçı büyük ihtimal berabere bitecek ama öncesinde biz Stoke City'e puan vermiş olacağımız için hiç bir anlamı olmayacak bu beraberliğin. Aynen bu hafta Tottenham-Chelsea maçının berabere bitmesinin yenildiğimiz için anlamı olmaması gibi. Go Blackpool...
Maçın Adamı;
Manchester United;
Nani : Takılıp kalmış halinin bile tehlikeli olacağını gösterdi. Şans golünün asistini yaptı. İlk dakikalardaki Şans şutu gol olsa muhteşem bir gol olacaktı. Penaltı yaptırdı. United'ı maçta tutan isimdi.
Arsenal;
Wojciech Szczesny : Genç ve bayağı uzun boylu kaleci dün hata yapmadı. Adı dışında falsosu yok gibiydi eheh. Anderson ve Rooney'in pozisyonlarında iyi yer tuttu mutlak iki golü engelledi. Golde hatası sıfıra yakındı. Arsenal'in Koscielny ile birlikte en iyi ismiydi.
Not: Fotoğraflar guardian.co.uk adresinden alınmıştır.
Nasri ve Arshavin sıfır inisiyatifle oynadılar. Maçın tek olumlu hareketini yaparak kaleyi bulan gol olabilecek tek şutu çeken Nasri’ydi, boş kaleye gevelediği için topu yuvarlayamayan da takıma belki en fazla zarar veren oyuncu olan Chamakh idi dün gece. Onun dışında genç kaleci Wojciech Szczesny(copy-paste) iyi iş çıkardı ve hatasız oynadı. Ben tüm maç boyunca iyi oynayacağımızı ama Wengerimin kaleci tercihinin bizi yakacağını düşünüyordum ve açıkçası buna hazırlıklıydım da. Kabullenebilirdim bunu. Ama bu kadar etkisiz bir Arsenal göreceğimi düşünmemiştim. Kısaca Wenger acilen kapanan takımları nasıl açacağına dair bir plan geliştirmeli zira haftaya konuk edeceği Stoke City maçı tam bir kâbusa dönebilir.
Manchester cephesinde ise değişen çok şey var. Rooney sabırsız ve formsuz, Nani takılmış kalmış durumda bir şeylere. Dün son yılların en kötü Manchester'ı vardı sahada belki ama nasılsa bir şekilde Arsenal'den biraz daha hızlıydılar. Arsenalli oyuncular karakter gereği çok fazla rahat oldukları için ayaklarındaki topu 5-6 kere Manchesterli oyuncuların hızlılığı, farklı düşünmesi sonucunda almasına seyirci kaldılar. Psikolojik üstünlük olmasaydı dünkü maç sabaha kadar oynansa gol olmazdı.
Howard Webb, Ferdinand'a kırmızıyı bırak kart göstermedi ki o pozisyonda Sagna'yı 2-3 aylığına kaybedebilirdik. Chamakh'a sarı kart gösterdiği pozisyon direk kırmızı karttı zira top geçeli epey olmuştu Chamakh Nani'nin bacağını eline vermeye niyetlendiğinde. Penaltı pozisyonu ise Nani'nin çirkefliği mi dersiniz artık cinliği mi dersiniz öyle bir şeydi. Elinden destek alarak ayağa kalkmaya çalışan Clichy'nin koluna topu çarptırmak bence gayet zekiceydi ama hakemin bu tuzağa düşmemesi gerekiyordu. Howard Webb düşmedi ama yardımcı düştü. Rooney dışarı attı falan.
Oyuncu değişikliklerini pek kafam almadı desem yalan olmaz. Van Persie girdi, Wilshere çıktı!!! Fabregas girdi Rosicky çıktı tamam, anlaşılabilir. Walcott-Arshavin değişikliği de iyi de Van Persie-Wilshere. Ne düşünüyordun bilmiyorum ama Wenger ne içtiysen aynısından istiyorum. Zaten bi boka da yaramadı değişiklikler. Van Persie'nin ayağına top değmedi desem yalan olmaz, keza Walcott da aynı şekilde.
Beklediğim gibi bir maç değildi, beklentileri düşürme zamanı geldi sanırım. Haftaya Chelsea-Manchester United maçı büyük ihtimal berabere bitecek ama öncesinde biz Stoke City'e puan vermiş olacağımız için hiç bir anlamı olmayacak bu beraberliğin. Aynen bu hafta Tottenham-Chelsea maçının berabere bitmesinin yenildiğimiz için anlamı olmaması gibi. Go Blackpool...
Maçın Adamı;
Manchester United;
Nani : Takılıp kalmış halinin bile tehlikeli olacağını gösterdi. Şans golünün asistini yaptı. İlk dakikalardaki Şans şutu gol olsa muhteşem bir gol olacaktı. Penaltı yaptırdı. United'ı maçta tutan isimdi.
Arsenal;
Wojciech Szczesny : Genç ve bayağı uzun boylu kaleci dün hata yapmadı. Adı dışında falsosu yok gibiydi eheh. Anderson ve Rooney'in pozisyonlarında iyi yer tuttu mutlak iki golü engelledi. Golde hatası sıfıra yakındı. Arsenal'in Koscielny ile birlikte en iyi ismiydi.
Not: Fotoğraflar guardian.co.uk adresinden alınmıştır.
08.12.2010 Arsenal-Partizan
Akşama maç vardı ve akşamı beklemenin bir anlamı. Heyecan da vardı üstelik eğer Partizan'ı yenemezsek gruptan çıkmamız Lucescu'nun ellerinde olacaktı. Ah be Lucescu… Sana neler söylediler, neler ettiler. Sen şimdi nerdesin, nerelerdesin. Wengerim ne kadar korkusuz oynayacağız dese de grupta son iki maçı enteresan bir şekilde kaybetmiş takım, üstüne kendi evinde de beceriksiz olunca korkmamak elde değildi.
Penaltıları sevmiyorum. O anın endişesi kaleciden ve kullanan futbolcudan çok beni geriyor o yüzden penaltıların futbola çok fazla gerginlik kattığını ve hiç neşe katmadığını düşünmüşümdür. Van Persie iyi bir penaltı attı ve ben kâbus görmeye başladım. Ha bu arada maçı d-smart sağ olsun izleyemedim. Arsenal yerine Marsilya-Chelsea maçını izledim ve sıfır keyif aldım. İkinci Londra’ya dönüşümüzde maç 1-1'e döndü ve klasik Arsenal rahatlığı çöktü üstüme. Bira daha keyifliydi, patates daha güzeldi artık. Arsenal 1-0 önde olacağına hatta 2-0 önde olacağına 1-1'i tercih ediyordum. Çünkü 1-1 bizi uyandırıyordu, Arsenal'in içindeki İnvincible'i uyandırıyordu. Wenger'i uyandırıyordu ve tek değişiklik bize çok güzel goller getirdi. Walcott İngilizlerin bir türlü parlayamayan elması parlıyordu yaptığı vuruşla. Ve Fransızların Ribery'ye kurban ettiği yeni efsanesi Nasri; "Ribery’ye söyleyin akıllı olsun" diyordu. eee Ribery durur mu yapıştırıyordu cevabı ta Münih’ten ama kim takar Ribery’yi şu saatten sonra.
Çektiğimiz bu ballı kuraya rağmen turun son maça kalması bir şeylerin yanlış olduğunun belgesi gibi adeta. Bir kere yanlış aramaya başlayınca takımda neyin doğru olduğunun pek önemi kalmıyor. Söz konusu Arsenal olduğunda hayatımın hiç bir döneminde, hiç konusunda olmadığım kadar iyimser oluyorum. Muhtemel rakiplerimiz İngiliz ve Shakhtar olamayacağına göre en kötüden sıralarsak Barcelona(turu geçemeyiz kesin), Real Madrid(kim ne derse desin turu gene geçemeyiz), Bayern Münih(adını yanlış yazsak da galat-ı meşhur lügat-ı fasihden evladır hesabı ben Bayern’i isterim çıksın kurada, %51 geçeriz), Schalke(bu Arsenal’in çekeceği kura olacak bence o kadar bal var Wenger’de düşün artık). %50 ihtimalle çeyrek finalleri göreceğiz. İspanyol çıkarsa bol gollü maçlar olacak ve çeyrek final olmayacak, ama Alman çıkarsa belki İspanyollarla olduğu kadar güzel maçlar olmayacak ama çeyrek final gelecek. Alman olsun o zaman.
Not: Resimler guardian.co.uk adresinden alınmıştır.
Penaltıları sevmiyorum. O anın endişesi kaleciden ve kullanan futbolcudan çok beni geriyor o yüzden penaltıların futbola çok fazla gerginlik kattığını ve hiç neşe katmadığını düşünmüşümdür. Van Persie iyi bir penaltı attı ve ben kâbus görmeye başladım. Ha bu arada maçı d-smart sağ olsun izleyemedim. Arsenal yerine Marsilya-Chelsea maçını izledim ve sıfır keyif aldım. İkinci Londra’ya dönüşümüzde maç 1-1'e döndü ve klasik Arsenal rahatlığı çöktü üstüme. Bira daha keyifliydi, patates daha güzeldi artık. Arsenal 1-0 önde olacağına hatta 2-0 önde olacağına 1-1'i tercih ediyordum. Çünkü 1-1 bizi uyandırıyordu, Arsenal'in içindeki İnvincible'i uyandırıyordu. Wenger'i uyandırıyordu ve tek değişiklik bize çok güzel goller getirdi. Walcott İngilizlerin bir türlü parlayamayan elması parlıyordu yaptığı vuruşla. Ve Fransızların Ribery'ye kurban ettiği yeni efsanesi Nasri; "Ribery’ye söyleyin akıllı olsun" diyordu. eee Ribery durur mu yapıştırıyordu cevabı ta Münih’ten ama kim takar Ribery’yi şu saatten sonra.
Çektiğimiz bu ballı kuraya rağmen turun son maça kalması bir şeylerin yanlış olduğunun belgesi gibi adeta. Bir kere yanlış aramaya başlayınca takımda neyin doğru olduğunun pek önemi kalmıyor. Söz konusu Arsenal olduğunda hayatımın hiç bir döneminde, hiç konusunda olmadığım kadar iyimser oluyorum. Muhtemel rakiplerimiz İngiliz ve Shakhtar olamayacağına göre en kötüden sıralarsak Barcelona(turu geçemeyiz kesin), Real Madrid(kim ne derse desin turu gene geçemeyiz), Bayern Münih(adını yanlış yazsak da galat-ı meşhur lügat-ı fasihden evladır hesabı ben Bayern’i isterim çıksın kurada, %51 geçeriz), Schalke(bu Arsenal’in çekeceği kura olacak bence o kadar bal var Wenger’de düşün artık). %50 ihtimalle çeyrek finalleri göreceğiz. İspanyol çıkarsa bol gollü maçlar olacak ve çeyrek final olmayacak, ama Alman çıkarsa belki İspanyollarla olduğu kadar güzel maçlar olmayacak ama çeyrek final gelecek. Alman olsun o zaman.
Not: Resimler guardian.co.uk adresinden alınmıştır.
04.12.2010 Arsenal-Fulham
Arsenal’i ne zaman bu kadar içselleştirdim bilmiyorum. Nick Hornby'nin kitabını okuduğumda sene 2003 olsa gerek. Arsenal'e de o zaman sempati duymaya başlamış olmalıyım. 2000 yılındaki final maçında ise tüm kalbimle Galatasaraylıydım. Arsenal'in hiç albenisi yoktu. Sanırım 2006 Mayısında 10 kişi kalan Barcelona'ya 1-0'dan 1-2 kaybedince tam bir Arsenal taraftarı oldum. Hayatımın o döneminde çok yalnızdım, işim ters gidiyordu, okul ters gidiyordu, her şey benden kaçıyordu, öyle mutsuzdum ki mutsuzluğuma özdeş tüm evrende bir tek Arsenal var gibiydi. Onların kaybı benim kendime yoldaş bulma kazancımdı. İkimiz de mutsuzduk ve ben bundan mutlu olabiliyordum. Melankoliye bağlamam çok daha önce olsa da böyle umutsuz ve karşılıksız bir aşka düşmem o gün, orada gerçekleşti. 4 senedir her sezon başında gidip orijinal formamı alıyordum, her eylül başında "aralık sonunda bu sefer Londra'ya gidecem lan" diyordum ama olmuyordu. Olamıyordu. Ben imkansız aşklar için yarat...
Öhhhm ne diyorduk. Fulham geçen sezonki performansının epey altında seyrediyordu, Mark Hughes her zamanki sıkıcılığında, Wenger dayım her zamanki optimistliğindeydi. Ama biz kendi evimizden korkar hale gelmiştik, hatta federasyona bütün maçları deplasmanda oynayalım 0-1 geride başlayalım diye başlayan bir mail bile atacaktım. Olmadı Emirates'i öyle bir hale getirecektim ki bütün maçlar el mahkum deplasmanda olacaktı. Kısaca maç karnımdaki ölmüş ve yaşayan tüm kelebekleri harekete geçirecek şekilde başlayacaktı ve öyle de bitecekti. Arsenal'in bu sezonki home performansı tüm taraftarları stada gitmeyip evde mi izlesem ikirciğinde bırakıyordu. Ama stat dolmuştu her ne kadar yönetmen 60.000 kişi var statta anonsundan sonra şöyle 360 derece dönüyor boş koltuklara zoom yapıyordu. Tüm Arsenal’liler 1-1 giden maçın kendilerini en az bir hafta kabız yapacağının bilincindeydi. Ve hatta skor bir şekilde 2-1 olsa bile bunun kabızlığa artırıcı etki yapacağını biliyorlardı. Arsenal gol atsın istiyorduk hepimiz ama 1 atıp 3 sayılsın istiyorduk. Öyle bir gol atmalıydı ki Arsenal bir anda 4-1 olmalıydı. Yoksa bu sene Tottenham ve geçen sezon Wigan hezimetlerinden sonra kendi evimizde 2-0 öne geçmenin sadece karın ağrısı olduğunu biliyorduk. En az 3 fark olmalıydı ki maçı rahat rahat izleyebilelim. Ve öyle bir gol geldi ki mucize gol demek daha doğru olur. Nasri "ben £11m'luk adamım" dedi resmen ve o gol 3 sayıldı, maçı kazanacağımızdan emin oldum. Ekotto her ne kadar çabalasa da biz maçı çoktan almıştık.
Dişimi yeni çektirmiştim ve ağrıyordu. Ama Arsenal galip gelmişti. Nasri muhteşem iki gol atmıştı. Hava Pazar soğuk olacak olsa bile bugün çok güzeldi. Hayat nefes almaya değiyordu. 1 haftalığına da olsa Lider bizdik. Belki 2011 hem benim, hem Arsenal'in muhteşem yılı olacaktı. Ve bir belki pek çok şeye bedeldi.
Öhhhm ne diyorduk. Fulham geçen sezonki performansının epey altında seyrediyordu, Mark Hughes her zamanki sıkıcılığında, Wenger dayım her zamanki optimistliğindeydi. Ama biz kendi evimizden korkar hale gelmiştik, hatta federasyona bütün maçları deplasmanda oynayalım 0-1 geride başlayalım diye başlayan bir mail bile atacaktım. Olmadı Emirates'i öyle bir hale getirecektim ki bütün maçlar el mahkum deplasmanda olacaktı. Kısaca maç karnımdaki ölmüş ve yaşayan tüm kelebekleri harekete geçirecek şekilde başlayacaktı ve öyle de bitecekti. Arsenal'in bu sezonki home performansı tüm taraftarları stada gitmeyip evde mi izlesem ikirciğinde bırakıyordu. Ama stat dolmuştu her ne kadar yönetmen 60.000 kişi var statta anonsundan sonra şöyle 360 derece dönüyor boş koltuklara zoom yapıyordu. Tüm Arsenal’liler 1-1 giden maçın kendilerini en az bir hafta kabız yapacağının bilincindeydi. Ve hatta skor bir şekilde 2-1 olsa bile bunun kabızlığa artırıcı etki yapacağını biliyorlardı. Arsenal gol atsın istiyorduk hepimiz ama 1 atıp 3 sayılsın istiyorduk. Öyle bir gol atmalıydı ki Arsenal bir anda 4-1 olmalıydı. Yoksa bu sene Tottenham ve geçen sezon Wigan hezimetlerinden sonra kendi evimizde 2-0 öne geçmenin sadece karın ağrısı olduğunu biliyorduk. En az 3 fark olmalıydı ki maçı rahat rahat izleyebilelim. Ve öyle bir gol geldi ki mucize gol demek daha doğru olur. Nasri "ben £11m'luk adamım" dedi resmen ve o gol 3 sayıldı, maçı kazanacağımızdan emin oldum. Ekotto her ne kadar çabalasa da biz maçı çoktan almıştık.
Dişimi yeni çektirmiştim ve ağrıyordu. Ama Arsenal galip gelmişti. Nasri muhteşem iki gol atmıştı. Hava Pazar soğuk olacak olsa bile bugün çok güzeldi. Hayat nefes almaya değiyordu. 1 haftalığına da olsa Lider bizdik. Belki 2011 hem benim, hem Arsenal'in muhteşem yılı olacaktı. Ve bir belki pek çok şeye bedeldi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









