neden american gangster iyi bir film değil? çünkü klişenin allahı da ondan. russel crowe'u severim, denzel washington'u daha az severim bu filmi ise hiç sevmedim. a beautiful mindde oynayan crowe'dan bu filme baya bir şey kalmış, inside man'de oynayan denzel oradan buraya epey bir şey taşımış. filmleri genelde ana fikir üzerinden izleyen bir adam olarak içerik benim için önemlidir ama oha görsellik de olunca bahsini mutlaka ederim. ama bu film hem içerikte hem görsellikte o kadar iyi değil yalnız sizi 3 saatliğine başka bir dünyaya götürüyor. evet sizi sıkmıyor, bunaltmıyor sinemanın büyüsünü size hissettiriyor. izlesen bir şey kaybetmezsin.
1. "başarılı olur düşman kazanırız, başarısız olur dost kazanırız." bu kadar saçma bir laf olamaz.genelde düşenin dostu olmaz neden olmaz önceden yüksekte olduğu için mi? alakası yok insanlık genel olarak kendisinden aşağı seviyeye(madden, manenen) düşene içten seviniyor arada çok büyük muhabbet yok ise. dolasıyla kimse başarısız olunca dost falan kazanmaz allahın gerizekalısı.
2. "odada sesi en yüksek çıkan en zayıf olandır." bir yerde doğru genelde yanlış olan bir laf. genelde odada sesi en yüksek çıkan kişi en yetkili, en zengin, en en üst pozisyondaki kişidir. gerçek hayatta bu böyledir. evet muhabbet ortamında, sosyal hayatta bazen boş teneke misali çok ses çıkardığı halde içi boş olan adama rastlarız ama geneli en güçlülerin sesi her zaman daha gür ve yüksek çıkar.
bu filmden ne öğrendim :
1. sıradanın dışına çık, kalıpları değiştir. sahip olduğun her şeyi sergilemek, sosyal medyada paylaşmak zorunda değilsin. akıllı insan gizliliğin, sessizliğin ve alçak uçmanın güzelliğini ve gücünü bilir, aptal ise her şeyi afişe eder, abartır.
2. ne iş yaparsan yap işine saygı duy, ya da saygı duyacağın bir iş yap. her zaman kaynağa in, maliyeti azalt.
? o blue magici red magic olarak satmak isteyen adama noldu?
? frankin karısını öldürmek isteyenler kimdi?
11 Şubat 2012 Sunderland 1 - Arsenal 2
nasıl derler bilirsin "form is temporary, class is permanent." henry sadece iki aylığına bizimleydi, son iki maçından biriydi the ox çıkıp o girince biraz tereddüt etmedim değil. zira swansea maçında da sonradan girmiş fakat elinden pek bir şey gelmemişti. ama henry londradan ayrılırken son hediyesini de verdi islam alemine! sevmek başka, profesyonellik başka şeyler elbette ama sabri de galatasarayda profesyonel olduğu için oynamıyor yani. açtık kollarımızı gitme dedik henry'ye ta 4 sene önce ama dinletemedik. kupayı her yerde alırsın da sevgi satın alamazsın be abicim, anlatamadık. bu yüzden seninle olan her sevincimiz buruk biraz .
maçı izlemek istiyor muydum emin değildim, maçtan önce manu-liverpool maçında evra kazanmış ırkçı olduğu iddia edilen suarez; ki seremonide evranın elini sıkmamış ferdinand ve wellbeckten ayarı yedi ama orası ayrı mevzu, kaybetmişti. arıza suarezi seviyordum zira samimiyeti var gibiydi hala ama piç evrayı sevmiyordum, tarafımı seçmiştim. evet hiç bir bokta taraf olamayan ben ırkçılık gibi iki ucu boklu değnek olan bir konuda sanık(belki de katil) olan tarafı tutuyordum. bu beni rahatsız ediyordu o yüzden sunderlandden 3 yemeyi düşündüğüm maçı izlemek istediğimden emin değildim. martin o neill hiç bir şeyi başarmadan insanın gözünü korkutmayı beceren bir menajerdi. yine büyük merakla beklediğim maçı izlemeye başladım.
iyi başlamadık, sunderland hiç iyi başlamadı. ilk yarısını hiç izlemesem hiç bir şey kaybetmez aksine boktan bir sahada oynanan maçın bende oluşmuş olan premier lig premium algısını yıkmamış olurdum. evet saha acayip boktandı ve golü de sanırım bu yüzden yedik. eğer almana captain america ya da hellboy tarafından görünmez bir saldırı gerçekleştirilmediyse saha yüzünden yerde kaldı kıvranarak mertesaker kavağı ve mclean uzak köşeye iyi vurdu. sonrasında ise class çıktı meydana. ramseye klas diyecek değilim. henüz... ramseyin nasılsa vurduğu top iki dikey kale direğine de çarpıp içeri girince anladım ki 3 puan cepte. arsenal taraftarı şansın kendi yanında olduğunu anlar; ki bu anlar çok nadirdir. beraberlikten sonra bir gol daha gelecekti nasıl geleceği önemsiz ama gelecek ve biz stadium of lighttan 3 puanla ayrılıp celşkinin evertondan ;ne mutlu ki, 2 yediği, totnımın ;maalesef, newcastlea 5 attığı haftada puan kaybetmeyecektik. ve uzatmalar başladığında henry oradaydı, aşk oradaydı, uçan kuşlar, martılar...
henry o'neilla "bıdı bıdı yapma lan, şşşşş" çektiğinde ne kadar sevimsiz geldiyse golden sonra taraftara dönüp "come on" dediğinde o kadar sevdim. insanoğlu garip canlı 5 dakikada bir şeyi yüzünden soğuyup, 5 dakika sonra aşık olabiliyorsunuz.
hayat her zamanki boktanlığındaydı, açık öğretim başımda cellat gibiydi, prof epey zorlayacak gibiydi geçsem bile ne olacağı meçhuldü, iş desen demesen daha iyiydi. her şey o kadar iyi değildi ki ölmek için gün sayıyordum ama günler bitmiyordu. evet aptalın tekiydim biliyordum istesem her şey olabilirdim ama artık istemek gelmiyordu içimden zira o istekler benim değildi. kendime ait tek isteğim bile yoktu arsenal dahil. yıllarca kendimi kandırmıştım. aidiyetten nefret ediyorum, yalnızlıktan nefret ettiğim kadar. cehennemde sonsuza dek yalnız kalmak belki de kaderim buydu. beni bununçin yaratmıştı belki çünkü başka hiç bir sike derman olduğum, olacağım, olma ihtimalim yoktu. ibretlik miyim neyim lan. insanın kendini bilmesi güzel değil hacı, hiç değil.
![]() |
| Henry'den Veda Hediyesi |
maçı izlemek istiyor muydum emin değildim, maçtan önce manu-liverpool maçında evra kazanmış ırkçı olduğu iddia edilen suarez; ki seremonide evranın elini sıkmamış ferdinand ve wellbeckten ayarı yedi ama orası ayrı mevzu, kaybetmişti. arıza suarezi seviyordum zira samimiyeti var gibiydi hala ama piç evrayı sevmiyordum, tarafımı seçmiştim. evet hiç bir bokta taraf olamayan ben ırkçılık gibi iki ucu boklu değnek olan bir konuda sanık(belki de katil) olan tarafı tutuyordum. bu beni rahatsız ediyordu o yüzden sunderlandden 3 yemeyi düşündüğüm maçı izlemek istediğimden emin değildim. martin o neill hiç bir şeyi başarmadan insanın gözünü korkutmayı beceren bir menajerdi. yine büyük merakla beklediğim maçı izlemeye başladım.
iyi başlamadık, sunderland hiç iyi başlamadı. ilk yarısını hiç izlemesem hiç bir şey kaybetmez aksine boktan bir sahada oynanan maçın bende oluşmuş olan premier lig premium algısını yıkmamış olurdum. evet saha acayip boktandı ve golü de sanırım bu yüzden yedik. eğer almana captain america ya da hellboy tarafından görünmez bir saldırı gerçekleştirilmediyse saha yüzünden yerde kaldı kıvranarak mertesaker kavağı ve mclean uzak köşeye iyi vurdu. sonrasında ise class çıktı meydana. ramseye klas diyecek değilim. henüz... ramseyin nasılsa vurduğu top iki dikey kale direğine de çarpıp içeri girince anladım ki 3 puan cepte. arsenal taraftarı şansın kendi yanında olduğunu anlar; ki bu anlar çok nadirdir. beraberlikten sonra bir gol daha gelecekti nasıl geleceği önemsiz ama gelecek ve biz stadium of lighttan 3 puanla ayrılıp celşkinin evertondan ;ne mutlu ki, 2 yediği, totnımın ;maalesef, newcastlea 5 attığı haftada puan kaybetmeyecektik. ve uzatmalar başladığında henry oradaydı, aşk oradaydı, uçan kuşlar, martılar...
henry o'neilla "bıdı bıdı yapma lan, şşşşş" çektiğinde ne kadar sevimsiz geldiyse golden sonra taraftara dönüp "come on" dediğinde o kadar sevdim. insanoğlu garip canlı 5 dakikada bir şeyi yüzünden soğuyup, 5 dakika sonra aşık olabiliyorsunuz.
hayat her zamanki boktanlığındaydı, açık öğretim başımda cellat gibiydi, prof epey zorlayacak gibiydi geçsem bile ne olacağı meçhuldü, iş desen demesen daha iyiydi. her şey o kadar iyi değildi ki ölmek için gün sayıyordum ama günler bitmiyordu. evet aptalın tekiydim biliyordum istesem her şey olabilirdim ama artık istemek gelmiyordu içimden zira o istekler benim değildi. kendime ait tek isteğim bile yoktu arsenal dahil. yıllarca kendimi kandırmıştım. aidiyetten nefret ediyorum, yalnızlıktan nefret ettiğim kadar. cehennemde sonsuza dek yalnız kalmak belki de kaderim buydu. beni bununçin yaratmıştı belki çünkü başka hiç bir sike derman olduğum, olacağım, olma ihtimalim yoktu. ibretlik miyim neyim lan. insanın kendini bilmesi güzel değil hacı, hiç değil.
Çok mu zor?
insanın bir kullanma kılavuzu olmaması, bazen ıskaladığımız en basit güzellikler, bilmediğimiz en basit doğrular, onca farklılık. çok fazla bilinmeyenli bir denklemin orospu çocuğu bileşenleri olmadan da yaşayabilirdik sanki ama olmadı sanki ha. olmayacak da.
mutlu olmak çok mu zor ya da mutluluğun bana satılmış en büyük yalan/sahte şey olduğunu anlamam çok mu zor? çok zor be atam! ne doğru, ne yanlış, ne gerçek, ne? ben kimim, sen kimsin, o kim, yalanların arasındaki gerçekler kaç tane, nasıl bulacağım onları ya da aramama değecek hiç gerçek var mı? bilmiyorum.
her boku bilen herkesin aksine, tarafını seçen herkesin aksine, ne yapacağını nasıl davranacağını bilen nasıl yaşayacağını bilen tüm insanlığın aksine BEN BİR BOK BİLMİYORUM! yıllarım bir dönemeçte karar almaya çalışarak geçiyor. annemin beni sevemediğini, dekartın meşhur "her şeyden şüphe et"ini duyduğumdan beri başıboş dolaşıyorum. herhangi bir şeyin herhangi bir anlamı yok. işim çok boktan, ben daha boktanım, arkadaşlarıma en fazla 50-100 kelime katlanabiliyorum, ailem ... ailem varlar mı yoklar mı belli değil, kadınlar yalana bağımlı yalandan nefret eden varlıklar keza insanlık öyle zaten. hem ne var hayatta yaşamaya değecek? kitaplar, filmler, diziler, müzikler ve çocuklar(ki çocukların da kesinlikle korunması lazım toplumdan, kendi ailelerinden, insanlıktan) dışında. kediler diyen entel siktirip gider misin?
hep anlatacak bir şeylerim var olduğunu düşünürdüm bulduğumda birini ama sadece tek başına geçirilmiş bir çocukluk/hayat benim hikayemin tamamı. gerisi benim süslemelerim, yalanlarım, kendimi önemli biri göstermek için harcadığım acınası çaba. kime yazıyorum bu satırları, kim okuyacak. tabi ki ben piç. bu blog dışarıya kapalı googlea açık. siktir git google.
her boku bilen herkesin aksine, tarafını seçen herkesin aksine, ne yapacağını nasıl davranacağını bilen nasıl yaşayacağını bilen tüm insanlığın aksine BEN BİR BOK BİLMİYORUM! yıllarım bir dönemeçte karar almaya çalışarak geçiyor. annemin beni sevemediğini, dekartın meşhur "her şeyden şüphe et"ini duyduğumdan beri başıboş dolaşıyorum. herhangi bir şeyin herhangi bir anlamı yok. işim çok boktan, ben daha boktanım, arkadaşlarıma en fazla 50-100 kelime katlanabiliyorum, ailem ... ailem varlar mı yoklar mı belli değil, kadınlar yalana bağımlı yalandan nefret eden varlıklar keza insanlık öyle zaten. hem ne var hayatta yaşamaya değecek? kitaplar, filmler, diziler, müzikler ve çocuklar(ki çocukların da kesinlikle korunması lazım toplumdan, kendi ailelerinden, insanlıktan) dışında. kediler diyen entel siktirip gider misin?
hep anlatacak bir şeylerim var olduğunu düşünürdüm bulduğumda birini ama sadece tek başına geçirilmiş bir çocukluk/hayat benim hikayemin tamamı. gerisi benim süslemelerim, yalanlarım, kendimi önemli biri göstermek için harcadığım acınası çaba. kime yazıyorum bu satırları, kim okuyacak. tabi ki ben piç. bu blog dışarıya kapalı googlea açık. siktir git google.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

