04.12.2010 Arsenal-Fulham

Arsenal’i ne zaman bu kadar içselleştirdim bilmiyorum. Nick Hornby'nin kitabını okuduğumda sene 2003 olsa gerek. Arsenal'e de o zaman sempati duymaya başlamış olmalıyım. 2000 yılındaki final maçında ise tüm kalbimle Galatasaraylıydım. Arsenal'in hiç albenisi yoktu. Sanırım 2006 Mayısında 10 kişi kalan Barcelona'ya 1-0'dan 1-2 kaybedince tam bir Arsenal taraftarı oldum. Hayatımın o döneminde çok yalnızdım, işim ters gidiyordu, okul ters gidiyordu, her şey benden kaçıyordu, öyle mutsuzdum ki mutsuzluğuma özdeş tüm evrende bir tek Arsenal var gibiydi. Onların kaybı benim kendime yoldaş bulma kazancımdı. İkimiz de mutsuzduk ve ben bundan mutlu olabiliyordum. Melankoliye bağlamam çok daha önce olsa da böyle umutsuz ve karşılıksız bir aşka düşmem o gün, orada gerçekleşti. 4 senedir her sezon başında gidip orijinal formamı alıyordum, her eylül başında "aralık sonunda bu sefer Londra'ya gidecem lan" diyordum ama olmuyordu. Olamıyordu. Ben imkansız aşklar için yarat...



Öhhhm ne diyorduk. Fulham geçen sezonki performansının epey altında seyrediyordu, Mark Hughes her zamanki sıkıcılığında, Wenger dayım her zamanki optimistliğindeydi. Ama biz kendi evimizden korkar hale gelmiştik, hatta federasyona bütün maçları deplasmanda oynayalım 0-1 geride başlayalım diye başlayan bir mail bile atacaktım. Olmadı Emirates'i öyle bir hale getirecektim ki bütün maçlar el mahkum deplasmanda olacaktı. Kısaca maç karnımdaki ölmüş ve yaşayan tüm kelebekleri harekete geçirecek şekilde başlayacaktı ve öyle de bitecekti. Arsenal'in bu sezonki home performansı tüm taraftarları stada gitmeyip evde mi izlesem ikirciğinde bırakıyordu. Ama stat dolmuştu her ne kadar yönetmen 60.000 kişi var statta anonsundan sonra şöyle 360 derece dönüyor boş koltuklara zoom yapıyordu. Tüm Arsenal’liler 1-1 giden maçın kendilerini en az bir hafta kabız yapacağının bilincindeydi. Ve hatta skor bir şekilde 2-1 olsa bile bunun kabızlığa artırıcı etki yapacağını biliyorlardı. Arsenal gol atsın istiyorduk hepimiz ama 1 atıp 3 sayılsın istiyorduk. Öyle bir gol atmalıydı ki Arsenal bir anda 4-1 olmalıydı. Yoksa bu sene Tottenham ve geçen sezon Wigan hezimetlerinden sonra kendi evimizde 2-0 öne geçmenin sadece karın ağrısı olduğunu biliyorduk. En az 3 fark olmalıydı ki maçı rahat rahat izleyebilelim. Ve öyle bir gol geldi ki mucize gol demek daha doğru olur. Nasri "ben £11m'luk adamım" dedi resmen ve o gol 3 sayıldı, maçı kazanacağımızdan emin oldum. Ekotto her ne kadar çabalasa da biz maçı çoktan almıştık.

Dişimi yeni çektirmiştim ve ağrıyordu. Ama Arsenal galip gelmişti. Nasri muhteşem iki gol atmıştı. Hava Pazar soğuk olacak olsa bile bugün çok güzeldi. Hayat nefes almaya değiyordu. 1 haftalığına da olsa Lider bizdik. Belki 2011 hem benim, hem Arsenal'in muhteşem yılı olacaktı. Ve bir belki pek çok şeye bedeldi.

Hiç yorum yok: