11 Şubat 2012 Sunderland 1 - Arsenal 2

nasıl derler bilirsin "form is temporary, class is permanent." henry sadece iki aylığına bizimleydi, son iki maçından biriydi the ox çıkıp o girince biraz tereddüt etmedim değil. zira swansea maçında da sonradan girmiş fakat elinden pek bir şey gelmemişti. ama henry londradan ayrılırken son hediyesini de verdi islam alemine! sevmek başka, profesyonellik başka şeyler elbette ama sabri de galatasarayda profesyonel olduğu için oynamıyor yani. açtık kollarımızı gitme dedik henry'ye ta 4 sene önce ama dinletemedik. kupayı her yerde alırsın da sevgi satın alamazsın be abicim, anlatamadık. bu yüzden seninle olan her sevincimiz buruk biraz .

Henry'den Veda Hediyesi


maçı izlemek istiyor muydum emin değildim, maçtan önce manu-liverpool maçında evra kazanmış ırkçı olduğu iddia edilen suarez; ki seremonide evranın elini sıkmamış ferdinand ve wellbeckten ayarı yedi ama orası ayrı mevzu, kaybetmişti. arıza suarezi seviyordum zira samimiyeti var gibiydi hala ama piç evrayı sevmiyordum, tarafımı seçmiştim. evet hiç bir bokta taraf olamayan ben ırkçılık gibi iki ucu boklu değnek olan bir konuda sanık(belki de katil) olan tarafı tutuyordum. bu beni rahatsız ediyordu o yüzden sunderlandden 3 yemeyi düşündüğüm maçı izlemek istediğimden emin değildim. martin o neill hiç bir şeyi başarmadan insanın gözünü korkutmayı beceren bir menajerdi. yine büyük merakla beklediğim maçı izlemeye başladım.

iyi başlamadık, sunderland hiç iyi başlamadı. ilk yarısını hiç izlemesem hiç bir şey kaybetmez aksine boktan bir sahada oynanan maçın bende oluşmuş olan premier lig premium algısını yıkmamış olurdum. evet saha acayip boktandı ve golü de sanırım bu yüzden yedik. eğer almana captain america ya da hellboy tarafından görünmez bir saldırı gerçekleştirilmediyse saha yüzünden yerde kaldı kıvranarak mertesaker kavağı ve mclean uzak köşeye iyi vurdu. sonrasında ise class çıktı meydana. ramseye klas diyecek değilim. henüz... ramseyin nasılsa vurduğu top iki dikey kale direğine de çarpıp içeri girince anladım ki 3 puan cepte. arsenal taraftarı şansın kendi yanında olduğunu anlar; ki bu anlar çok nadirdir. beraberlikten sonra bir gol daha gelecekti nasıl geleceği önemsiz ama gelecek ve biz stadium of lighttan 3 puanla ayrılıp celşkinin evertondan ;ne mutlu ki, 2 yediği, totnımın ;maalesef, newcastlea 5 attığı haftada puan kaybetmeyecektik. ve uzatmalar başladığında henry oradaydı, aşk oradaydı, uçan kuşlar, martılar...

henry o'neilla "bıdı bıdı yapma lan, şşşşş" çektiğinde ne kadar sevimsiz geldiyse golden sonra taraftara dönüp "come on" dediğinde o kadar sevdim. insanoğlu garip canlı 5 dakikada bir şeyi yüzünden soğuyup, 5 dakika sonra aşık olabiliyorsunuz.

hayat her zamanki boktanlığındaydı, açık öğretim başımda cellat gibiydi, prof epey zorlayacak gibiydi geçsem bile ne olacağı meçhuldü, iş desen demesen daha iyiydi. her şey o kadar iyi değildi ki ölmek için gün sayıyordum ama günler bitmiyordu. evet aptalın tekiydim biliyordum istesem her şey olabilirdim ama artık istemek gelmiyordu içimden zira o istekler benim değildi. kendime ait tek isteğim bile yoktu arsenal dahil. yıllarca kendimi kandırmıştım. aidiyetten nefret ediyorum, yalnızlıktan nefret ettiğim kadar. cehennemde sonsuza dek yalnız kalmak belki de kaderim buydu. beni bununçin yaratmıştı belki çünkü başka hiç bir sike derman olduğum, olacağım, olma ihtimalim yoktu. ibretlik miyim neyim lan. insanın kendini bilmesi güzel değil hacı, hiç değil.

Hiç yorum yok: